15 Aralık 2012 Cumartesi

Komedi Dükkanı

Burada çoook boş zamanımız olduğundan bahsetmiştim. Özellikle hayatınızdan trafiği çıkardığınızda, günün ne kadar uzun ve yeterli olduğunu anlıyorsunuz. Bu nedenle, akşam saatlerini doldurmak ve kendimizi eğlendirmek adına eski programları izlemeye başladık. Son zamanlardaki favorimiz de, başlıktan da anlaşılacağı üzere Komedi Dükkanı.

Doğru düzgün televizyon izleme alışkanlığım olmadığı için yayınlandığı tarihlerde izlemediğim için şu an izlediğimde acayip eğleniyorum :0) Üstüste sürekli izleyince bazı espriler tekrarlıyor gibi gelebiliyor ve söylenecekleri ya da yapılacakları tahmin edebiliyorsunuz. Ama yine de tümüne bakıldığında oldukça eğlenceli bir program.

2008 - 2011 yıllarında televizyon için çekilen, 2010'dan beri Tolga Çevik'in tek başına yönetmen ile mücadelesini sürdürdüğü program, şu anda 'Arkadaşım Hoşgeldin' adıyla Türkiye turnesinde ve 2013'ün ilk aylarında da Avrupa turnesi ile devam edecek. Bu bölümlerin televizyonda yayınlanıp yayınlanmayacağı henüz belli değil. Bir süre önce tekrar televizyonda yayınlanmak üzere gösteriler yapılacağına dair bir şeyler okumuştuk. Sanıyorum henüz bir anlaşmaya varılmamış. Zira varılmış olsa çoktan televizyonda görmeye başlardık diye düşünüyorum.

Dediğim gibi son zamanlarda o kadar sardık ki bu programa, eşimle birbirimize 'arkadaşımmmm, gelsene buraya', 'naptın müdür', 'minik' şeklinde, Komedik Dükkanı izleyenlerin aşina olduğu şekillerde hitap etmeye başladık. Umarım en kısa sürede tüm bölümleri tüketip etkisinden kurtulabiliriz.

Yeri gelmişken, Tolga Çevik'in çok başarılı olduğunu ve bildiğim kadarıyla türünün tek örneği olan bu programı ekipçe çok başarılı bir şekilde yürüttüklerini düşündüğümü belirtmek isterim. Ben bir kritik değilim, ancak zevk sahibi bir insanım, o nedenle söylediklerimi kayda geçirebilirsiniz. :0)



10 Aralık 2012 Pazartesi

Coursera

Öğrenmeye hevesli biriyle evli olmanın en güzel yanı, birçok kişinin henüz haberdar olmadığı konular ve yönelimler hakkında özet halinde bilgi edinebilmek sanırım :0)

Coursera.org da yine eşim sayesinde haberdar olduğum ve hemen akabinde sürekli takip ettiğim bir oluşum. Ameirka'nın önde gelen üniversitelerinin katılım sağladığı, kendi bünyelerinde verdikleri derslerin, hatta bazen müfredatlarında yer almayıp yalnızca online olarak sundukları derslerin videolarının ve dökümanlarının bulunduğu, derslere eşzamanlı olmasa da iştirak edebildiğiniz, sınavlarına girip, ödevlerini yaptığınız ve sonunda da emeğinizin karşılığı olarak sertifikanızı aldığınız güzel bir eğitim sayfası.

Udacity, Edx gibi başka sayfalar da mevcut. İnternette araştırma yaparsanız daha farklı kapsamlarda irili ufaklı birçok farklı sayfa bulabilmeniz mümkün. Ancak, deneyimlerim üzerine söyleyebilirim ki kapsam olarak en renkli ve öğrenci bağlılığı en yüksek olan Coursera.org. Üstelik dersler tamamen ücretsiz.

Şu ana kadar iki ders bitirdim, bir tanesinin sertifikası henüz ulaşmadı. Ocak sonunda da yeni dönem başlıyor.  4 tane derse kaydımı yaptırdım bile, bakalım yetişebilecek miyim:0)))

Eğer haftada yaklaşık 3 saat ayırabiliyorsanız ilgi alanınıza giren bir dersi almanızı şiddetle tavsiye ederim.



7 Aralık 2012 Cuma

Samimiyet

'Birinin samimiyetinden şüphe edince canım çok sıkılıyor...'

Bir arkadaşımın Facebook'taki durumu niyeyse çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim. Benim de zaman zaman, hatta belki birçok insandan daha çok yaşadığım benzer durumu çok güzel özetlemiş. Demekki bu durum bana özel değilmiş.

Tanıdığım birçok kişinin aksine, insanları hayatıma 100 kredi ile dahil ederim. O kişinin yaptıklarının doğrultusunda karakteri hakkında bir yargıya varırım ve gereken durumlarda puanını düşürürüm. 

Şu ana kadar 0'a hatta -'ye vurmuş çok kişi var maalesef. Onları da tamamen hayatımdan çıkartabildiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Benden uzak, Allah'a yakın olsunlar mümkünse...

Bu puanlama yöntemi, insanlar hakkında önyargıda bulunmamayı sağlasa da, aslında herkesin özünde iyi olduğunu kabul ettiği için belki de bana düşündüğümden fazla zarar veriyor olabilir. Sonuçta kredisi 100 olan bir insana arkadaş gözüyle bakıp değer veriyorsun. Puanları azalmaya başladığında da değer verip paylaştıkların için üzülür hale geliyorsun. Yaman bir çelişki. 

Başka bir arkadaşım mesela, benim aksime, herkesle mesafeli başlar ve çok kademe sonra karşısındakini arkadaş olarak nitelendirir. Bu sayede de bugüne kadar (en azından benim bildiğim) yalnızca 1 ya da 2 hayalkırıklığı yaşamıştır. 

Acaba kendimi şüphede bırakmamak ve arkadaşlıklar konusunda sağlama almak için yeni yılda ben de aynı yöntemi mi uygulamaya başlasam? Bu yaştan sonra karakterimi değiştirebilir miyim?

Püffff hayat bazen çok zor!

6 Aralık 2012 Perşembe

Creativity

Hic kendinizi bir ise kaptirdiginiz ve normal sartlarda cok uzun diye nitelendireceginiz bir zaman dilimini hic farketmeden o is uzerinde gecirdiginiz oldu mu?

Bahsettigim bir nevi trans hali. Bulundugun ortamdan soyutlanip tek bir konuya odaklanmak, ugrastigin sey her ne ise onun detaylarinda kaybolmak...

Son zamanlarda cok sik yasamaya basladim bu trans halini. Yeni ugrasim orgu ve tig nedeniyle dunyadan kopma noktasina geldim. Ama bu sayede basladigim her projeyi cok kisa surede bitirebiliyorum. Bazen kendimi o kadar kaptiriyorum ki, neredeyse tuvalete bile elimde isle gidesim geliyor :0)

Konu yaraticiliktan acilmisken, Steve Jobs'i anmadan gecmek istemedim. Rahmetlinin uzmani oldugu bu konuda guzel bir sozu var, cok sevdigim icin paylasmak istedim:

'Creativity is just connecting things. When you ask creative people how they did something, they feel a little guilty because they didn't really do it, they just saw something. It seemed obvious to them after a while. That's because they were able to connect experiences they've had and synthesize new things. '
Steve Jobs

29 Kasım 2012 Perşembe

I can speak English!

Facebook'taki durum guncellemelerini gordukce icimden bu konuda yazmak geldigi halde surekli unuttugum icin bugune kadar yazmadigim bir konu ile karsinizdayim: gereksiz Ingilizce kullanimi!

1) Isyerinde gereksiz Ingilizce kullanimi: bu tiplere cok kil olurum. hadi cok teknik terimleri ve literaturdeki isimlerinin tam Turkce karsiligi olmayan terimlerin kullanimini saygiyla karsilarim, ancaaak, Turkce'si cok yaygin oldugu halde inatla laf aralarina Ingilizce sokusturulmasindan nefret ederim. Sahsen ozellikle is yasaminda elimden geldigince Turkce kullanmaya gayret ederim. Ornegin:
  • FYI: bilgine
  • ASAP: acilen lutfen
  • PLS: lutfen tabiki de, pls ne kardesim? pelesenk mi? :0)
  • LOL: bunu yazana bi yuru git demek isterim her zaman, hahahha bence daha samimi
  • TBD: genellikle toplanti yapilacak mekan /oda belli olmadigi durumlarda kullanilan bu kisaltmanin yerine her zaman DSB (daha sonra belirtilecek) kullanirim
2) Gunluk hayatta gereksiz Ingilizce kullanimi: herkes Ingilizce konusmasini biliyor arkadasim. anadilin Ingilizce'ymis de, Turkce'ye hakim degilmissin gibi davranmanin sana ne faydasi var? benim gozumde yalnizca degerini yitiriyorsun, zira telaffuzun Ingilizce seviyenin dusuklugunu ele veriyor!

3) Facebook'ta Ingilizce durum paylasimlari: en cok da bunlara gulerim :0) sanki cok fazla yabanci arkadasi varmiscasina Ingilizce durum bildiren bu grup, en cok yazim hatasi yapan kesimdir. ozellikle 'on the way TO home' ekolu beni yer bitirir. home'dan once to gelmedigini hatirlatmak isterim.

Gelelim ozelestiri kismina :0)
Amerika'ya geldigimden beri konu basliklarimi Ingilizce yaziyorum, ewet, maksat cinslik olsun veee google'da arama yapanlar denk gelip tiklasinlar istedigim icin.
Bir de, bence, sosyal ortamlarda yabanci arkadaslariniz fazlaysa ve onlarla daha yogun muhabbet icerisideyseniz, ozellikle de onlari listenize yeni eklemisseniz, muhabbeti ve samimiyeti artirmak adina Ingilizce paylasimlari hos karsilarim. Benim de son zamanlarda Facebook'taki Ingilizce paylasimlarimin temel nedeni budur.

Haa, tabi Turkce'ye tam hakim olamadigimi da biliyorum, cunku benim anadilim Izmirce. Istanbul Turkce'sini ogrenmek icin gercekten cok caba sarfettim ama sanirim buradayken ogrendigim her seyi unutacagim :0)

28 Kasım 2012 Çarşamba

The Swarm

ABD'ye ucarken hazir yolda uzun yapacak baska birsey de olmaz, zaten uyuyamam da kitap okurum diyerek aldigim 'Suru' adli kitabin ancak yarisina gelebildim.

Bir kitap bu kadar ayrintili ve bilimkurgu olup, nasil bu kadar bayik olabilir kardesim?

Yazarimiz Frank Schatzing bu kitabiyla dunya capinda basari ve un kazanmis olup, 750 sayfalik bu kitabi da onlarca dile tercume edilmis.

Ozetle, ilginc davranislar sergileyen deniz canlilarini anlatiyor. Hizla ureyen ve deniz tabanini yiyip bitirerek yuklu miktarda metan gazi aciga cikaran garip solucanlar ve onlarin yol actigi dogal felaketler mi dersin, cildirip gemilere saldiran balinalar mi, yoksa insanlari zehirleyen kendileri de hastalikli istiridyeler mi...

Eger dayanip okuyabilirsem sanirim 2 alternatif sondan birisi beni bekliyor :
1.deniz canlilari akillandi, orgutlendi ve bizim onlardan aldiklarimizi geri almaya karar Verdi,
2.uzaylilar deniz altina yerlestiler ve oraadan hareketle dunyamizi yok etmeye ya da ele gecirmeye calisiyorlar.

Birkac aya anca bitirecegim sanirim. Kitabi ve sonunu merak ediyorsaniz hemen gidip bir kopyasini edinin bence :0)

17 Kasım 2012 Cumartesi

Be a Good Cookie

Bu güneşli ama soğuk cuma gününün yarısını bizim köyün bayanlarıyla kek ve kurabiye yaparak, daha ziyade onların pişirdiklerini paketleyerek geçirdim.
Türkiye'deki gibi kendin pişir, kendin ye, üzerine bir de altın parası topla yapmadık tabi ki :0) kek ve kurabiyeleri ulvi bir amaç için hazırladık.

Be a Good Cookie  adındaki çocuk kanser araştırmaları üzerine bağış toplayan ve kar amaçlı olmayan organizasyon, oğulları kanser hastalığına yakalanan Witt çifti tarafından 2007 yılında kurulmuş. İlk organizasyonlarında 96000 kurabiye yapıp satarak 400 bin dolar bağış toplamışlar. Maalesef oğulları hastalığa yenik düşmüş, ancak organizasyon genişleyerek devam etmiş.

Biz de ufak bir katılımımız olması amacıyla, yarın maç esnasında ve pazartesi günü okulun kantininde bunları satarak pediatrik kanser araştırmalarına bağışta bulunacağız. Bence klasik türk işi gün düzenlemekten çok daha faydalı ve eğlenceli bir organizasyon. üstüne üstlük kurabiyeleri satacağın için oturup kendin yemeye de için el vermiyor! (gerçi deneme amaçlı ve satmak için çok yanık olanları yedik, ama olsun, onlar sermayeden sayılmaz!)

Konu ve ilgili organizasyonla ilgili detaylara  http://www.cookiesforkidscancer.org/ adresinden ulaşabilirsiniz.